Mimar Sinan Mah. Rumi Mehmet Sok. No:1 Üsküdar / İSTANBUL
Dentsmile — Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği

Blog

Şeker Tüketimi ve Diş Çürüğü Arasındaki İlişki

Şeker tüketiminin diş çürüğü üzerindeki etkilerini, ağızdaki asit oluşumundan tüketim sıklığına kadar bilimsel temelleriyle ele alıyor; sağlıklı dişleri korumak için dikkat edilmesi gereken noktaları açıklıyoruz.

Yayın tarihi:

Şeker tüketimi ile diş çürüğü arasındaki ilişki uzun yıllardır bilinmektedir. Ancak bu ilişki çoğu zaman “çok şeker yemek dişleri çürütür” şeklinde oldukça basit anlatılır. Gerçekte diş çürüğünün oluşumu bundan daha karmaşık bir süreçtir.

Şeker, dişi doğrudan çürüten bir madde değildir. Asıl süreç ağız içerisindeki bakterilerin tükettiğimiz karbonhidratları kullanmasıyla başlar. Bu bakteriler şekeri metabolize ederken asit oluşturur. Ağız ortamındaki pH'ın düşmesiyle birlikte diş minesindeki mineraller çözünmeye başlar. Bu durum gün içerisinde tekrar tekrar yaşandığında ve dişin kendini onarması için yeterli zaman oluşmadığında çürük gelişebilir.

Bu nedenle diş sağlığı açısından yalnızca ne kadar şeker tüketildiği değil, şekerin ne sıklıkta ve hangi şekilde tüketildiği de önemlidir.

Diş Çürüğü Nasıl Başlar?

Ağız içerisinde doğal olarak çok sayıda mikroorganizma bulunur. Bunların tamamı zararlı değildir. Sağlıklı bir ağızda mikroorganizmalar, tükürük, diş yüzeyleri ve ağız dokuları arasında belirli bir denge vardır.

Dişler yeterince temizlenmediğinde diş yüzeyinde dental plak veya biyofilm olarak adlandırılan organize bir bakteri tabakası oluşur.

Şeker ve diğer fermente olabilen karbonhidratlar tüketildiğinde bu biyofilm içerisindeki bazı bakteriler karbonhidratları kullanarak organik asitler üretir. Bunun sonucunda plak içerisindeki pH kısa sürede düşebilir.

Asidik ortam diş minesindeki kalsiyum ve fosfat gibi minerallerin çözünmesine neden olur. Bu sürece demineralizasyon adı verilir.

Burada önemli bir ayrıntı vardır: Her demineralizasyon diş çürüğü anlamına gelmez.

Tükürük ağız içerisindeki asitleri tamponlar ve diş yüzeyinin yeniden mineral kazanmasına yardımcı olur. Bu onarım sürecine ise remineralizasyon denir.

Diş sağlığı açısından asıl mücadele bu iki süreç arasındadır:

Demineralizasyon ↔ Remineralizasyon

Eğer mineral kaybı uzun süre mineral kazanımından fazla olursa başlangıçta mikroskobik düzeyde olan değişiklikler zaman içerisinde görünür bir diş çürüğüne dönüşebilir.

Şeker Neden Diş Çürüğü Riskini Artırır?

Ağızdaki bakteriler özellikle fermente edilebilir karbonhidratlardan yararlanabilir. Sofra şekeri olarak bildiğimiz sakkaroz, bu açıdan önemli karbonhidratlardan biridir.

Sakkaroz yalnızca bakteriler tarafından asit üretiminde kullanılmaz; bazı bakterilerin diş yüzeyine daha güçlü şekilde tutunmasına katkıda bulunan maddelerin oluşumunda da rol oynayabilir. Bu durum dental biyofilmin yapısını ve çürük oluşumuna elverişli ortamı etkileyebilir.

Ancak burada “şeker yedim, dişim çürüdü” şeklinde doğrudan bir ilişki kurmak doğru değildir.

Diş çürüğü;

  • Beslenme alışkanlıkları,

  • Ağız hijyeni,

  • Tükürük miktarı ve özellikleri,

  • Florür maruziyeti,

  • Dişlerin anatomik yapısı,

  • Mevcut bakteriyel biyofilm,

  • Şeker tüketiminin sıklığı

gibi birçok faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bir hastalıktır.

Bu nedenle aynı miktarda şeker tüketen iki kişide aynı düzeyde çürük görülmeyebilir.

Şekerin Miktarı mı, Tüketim Sıklığı mı Daha Önemli?

Diş sağlığı açısından üzerinde durulması gereken konulardan biri budur.

Bir kişinin gün boyunca sık aralıklarla şekerli yiyecek ve içecek tüketmesi, dişleri tekrar tekrar asit saldırısına maruz bırakabilir.

Örneğin bir tatlıyı ana öğünle birlikte tüketmek ile aynı miktardaki tatlıyı gün içerisinde küçük parçalar halinde defalarca yemek ağız ortamı açısından aynı değildir.

Her şeker tüketiminden sonra plak içerisindeki pH düşebilir. Tükürüğün ortamı yeniden dengelemesi için zamana ihtiyacı vardır.

Tam bu sırada yeniden şeker tüketildiğinde yeni bir asit üretim süreci başlayabilir.

Bu nedenle sürekli atıştırma alışkanlığı, toplam tüketilen şeker miktarı çok yüksek görünmese bile diş çürüğü açısından olumsuz olabilir.

Şeker Yalnızca Tatlılarda Bulunmaz

Şeker denildiğinde çoğu kişinin aklına çikolata, şekerleme ve tatlılar gelir. Oysa günlük beslenmede şeker çok daha fazla üründe karşımıza çıkabilir.

Gazlı içecekler, aromalı kahveler, hazır meyve suları, enerji içecekleri, bazı kahvaltılık gevrekler, paketli atıştırmalıklar, bisküviler, kekler ve çeşitli hazır gıdalar önemli miktarda serbest veya ilave şeker içerebilir.

Özellikle şekerli içeceklerin gün boyunca küçük yudumlarla tüketilmesi dişler açısından dikkate değer bir alışkanlıktır. Çünkü ağız ortamı tekrar tekrar şekerle karşılaşır.

Üstelik bazı gazlı ve aromalı içeceklerin kendileri de asidiktir. Bu durumda diş yüzeyi hem asitli içeceğin doğrudan etkisine hem de bakterilerin şekerden ürettiği asitlere maruz kalabilir.

Yapışkan Yiyecekler Dişler İçin Neden Önemlidir?

Bir yiyeceğin yalnızca içerdiği şeker miktarına bakmak yeterli değildir. Ağız içerisinde ne kadar süre kaldığı da önemlidir.

Diş yüzeylerine ve özellikle azı dişlerinin girintilerine yapışan gıdalar ağızdan daha yavaş uzaklaşabilir.

Benzer şekilde dişlerin arasına sıkışan yiyecek kalıntıları, iyi bir ağız temizliği yapılmadığında uzun süre o bölgede kalabilir.

Bu nedenle beslenmenin çürük üzerindeki etkisini değerlendirirken şeker miktarı, tüketim sıklığı ve gıdanın ağız içerisinde kalma süresi birlikte düşünülmelidir.

Tükürük Dişleri Nasıl Korur?

Tükürük, diş çürüğüne karşı sahip olduğumuz en önemli doğal savunma mekanizmalarından biridir.

Yemek sonrasında ağız içerisindeki asitlerin nötralize edilmesine yardımcı olur. Ayrıca diş yüzeyine yeniden mineral kazandırılmasında görev alan kalsiyum ve fosfat gibi mineralleri içerir.

Bu nedenle ağız kuruluğu yaşayan kişilerde çürük riski artabilir.

Bazı ilaçlar, sistemik hastalıklar, baş-boyun bölgesine uygulanan radyoterapi ve çeşitli sağlık durumları tükürük miktarını azaltabilir. Böyle hastalarda yalnızca şeker tüketimini azaltmak yeterli olmayabilir; kişinin çürük riskine göre özel bir koruyucu ağız bakım programı gerekebilir.

Çürük Başladığında Her Zaman Dolgu Gerekir mi?

Hayır.

Diş çürüğünün erken dönemlerinde mine yüzeyinde henüz fiziksel bir boşluk oluşmadan mineral kaybı başlayabilir. Bu değişiklikler bazı durumlarda diş yüzeyinde beyaz lezyonlar şeklinde görülebilir.

Uygun vakalarda ağız hijyeninin iyileştirilmesi, beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi ve florürden yararlanılmasıyla erken dönem lezyonların ilerlemesi kontrol altına alınabilir ve remineralizasyon desteklenebilir.

Ancak diş dokusunda geri dönüşü mümkün olmayan fiziksel bir kayıp meydana geldiğinde restoratif tedavi gerekebilir.

Bu nedenle modern diş hekimliğinde amaç yalnızca oluşan çürüğü temizleyip dolgu yapmak değildir. Çürük riskini belirlemek ve mümkün olduğunca hastalığın başlamasını veya ilerlemesini önlemek de tedavinin önemli bir parçasıdır.

Çocuklarda Şeker Tüketimine Neden Daha Fazla Dikkat Edilmelidir?

Çocukluk döneminde edinilen beslenme ve ağız bakım alışkanlıkları ilerleyen yıllardaki diş sağlığını önemli ölçüde etkileyebilir.

Burada amaç çocukların hayatından şekeri tamamen çıkarmak değildir. Daha uygulanabilir yaklaşım, şekerli yiyeceklerin tüketim sıklığını kontrol etmek ve bunları sürekli atıştırma alışkanlığına dönüştürmemektir.

Özellikle uyku öncesinde şeker içeren yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi önemlidir. Uyku sırasında tükürük akışı azalır ve ağız içerisindeki doğal temizleme mekanizması gündüz kadar etkin çalışmaz.

Süt dişlerinde oluşan çürüklerin “nasıl olsa değişecek” düşüncesiyle önemsenmemesi de doğru değildir. Süt dişleri çiğneme, konuşma ve daimi dişlerin sürmesi için gerekli alanın korunması açısından önemli görevler üstlenir.

Şeker Tüketirken Dişleri Korumak Mümkün mü?

Diş sağlığını korumak için şekeri tamamen hayatımızdan çıkarmamız gerekmiyor. Daha önemli olan, tüketim alışkanlığını doğru yönetmektir.

Şekerli yiyeceklerin mümkün olduğunca ana öğünlerle birlikte tüketilmesi, öğün aralarında sürekli şekerli atıştırmalıklardan kaçınılması ve şekerli içeceklerin gün boyunca yudumlanmaması çürük riskinin yönetilmesine yardımcı olabilir.

Bunun yanında günde iki kez florürlü diş macunuyla dişlerin fırçalanması ve diş aralarının uygun yöntemlerle temizlenmesi gerekir.

Ancak herkesin çürük riski aynı değildir. Daha önce çok sayıda çürük geçirmiş kişilerde, ağız kuruluğu bulunanlarda, ortodontik tedavi görenlerde veya ağız hijyeninin yeterli olmadığı durumlarda daha yoğun koruyucu önlemlere ihtiyaç duyulabilir.

Sağlıklı Dişler İçin Yasaklardan Çok Alışkanlıklar Önemlidir

Şeker ile diş çürüğü arasındaki ilişkiyi yalnızca “şeker zararlıdır” şeklinde değerlendirmek konuyu eksik bırakır.

Çürük oluşumunda belirleyici olan; şeker tüketiminin miktarı ve sıklığı, dental biyofilmin durumu, tükürüğün koruyucu etkisi, florür kullanımı ve kişinin ağız bakım alışkanlıklarının birlikte oluşturduğu dengedir.

Bu nedenle iyi ağız sağlığı katı yasaklardan çok sürdürülebilir alışkanlıklarla sağlanır.

Dentsmile Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği'nde koruyucu diş hekimliği yaklaşımında yalnızca mevcut çürüklerin tedavisine değil, kişinin çürük riskinin değerlendirilmesine ve doğal diş dokularının mümkün olduğunca uzun süre korunmasına önem veriyoruz.

Düzenli diş hekimi kontrolleri, doğru ağız bakımı ve bilinçli beslenme alışkanlıkları bir araya geldiğinde birçok diş problemini henüz kapsamlı bir tedaviye ihtiyaç oluşmadan kontrol altına almak mümkün olabilir.